4 Şubat 2013 Pazartesi

gorunusum seni yaniltmasin, ben aslinda bir insanim


kim ne derse desin,
seksenlerin turkiyesini yasayabildigim icin seviniyorum.
turkiyenin gec seksenleri,
sirtinda pardesusu,
elinde sigarasi,
manikurlu tirnaklari,
arabasina binen,
isine giden,
sehirli,
isli,
guclu,
erkegiyle degil, benligiyle var olan,
varligini,
yoklugunu,
adini,
kadinligini,
ve erkekligini,
fark eden, taniyan, yadirgayan ama bir sekilde kabul eden kadinlarin yillaridir turkiyede. kimliklerini yikan, yakan, sahip cikan ve de varolan kimliklere kimlik katan, bunlarin hepsini bir arada yapabilmeyi basaran kadinlarin zamanlaridir.

kaliplar daha keskin hatlariyla, daha baskin fark edilir ama bu bir yanilsamadir.
kaliplarin siddetinin artmasindan degil, sinirlarinin zorlanmasindan belirir bu keskin hatlar.

kadin,
ezberlere kurban kadin,
artik kabina sigmamaya baslar. adama agzinin payini vermeye baslar.

turkiye sehirlerindeki kadinligin ergenlik donemine zaman ve mekan olmustur gec seksenler erken doksanlar turkiyesi.
her ergen gibi, bunalimli, umursamaz, aykiri, depresif ve ahlaksiz olmaya baslar bu kadinlar. iyi de yapar.
artik arzulari erkegin insiyatifine ve merhametine endeksli olmasin ister. erkek olsa da olmasa da arzulayan kadindir bu donem kadini. durusunda ve duruslarinda yola ciktigi ve hesap verdigi tek mecra kendisidir.

seksenlerin ahlaksizligi; erkek menfaatine yontulmus ahlak kaliplarini sigarasinin dumanindan yasaran tek gozunu kisarak izleyen, sonra da istifini bozmadan basini baska yone ceviren kadinlarin sessiz, adsiz, acili ama istikrarli devrimlerine yavan toplumun taktigi yavan addir.
eger hala bu yavanligin kurbani olacaksa, yargisini da infazini da kendi elleriyle yapmak ister.

gecmise ve gelecege kollarini iki yana gerip dur diyen,
iste BENIM, ben VARIM, ben SIMDIYIM diyen bu kadinlardan biriyle, annemle bu yillari yasadigim icin kendimi sansli sayiyorum.

bana kendini anne diye tanitan bu kadinin, zamanla birinin kizi oldugunu, bir baskasinin ablasi oldugunu, birilerinin gelini, otekinin karisi ve toplumun otekisi oldugunu gozlemledim. ama bu kadin alttan alta bana bunlarin hicbiri olmadan once, tum bu iyelik yapilarina nesne olmadan once dunya insani oldugumu anlatti.
icine dogdugum zamanin ve mekanin cinsiyetimi itham yollarini sansursuz ilk elden gosterdi ve fakat bir de dedi ki, bunlar senin normun olmasin, cunku bunlar normal degil.

toplum vicdaninin dikte ettigi kulturum bir yandan, yasadigim zamandaki ulkem ve dunya celiskileri bir yandan, cinsiyetimin mecbur biraktigi ulkesiz ve zamansiz ve malesef sonsuz gibi hissedilen varolusal ikilemler baska bir yandan cekistirirken, annemin suyun uzerinde kalabilmek icin sarfettigi her cirpinis bana ders ve destek oldu.

icinde yasadigim bu fanusta,
bana oksijen oldu.

kim ne derse desin.

babam mi? babam da ayni annem gibi bir kahraman. beni ben yapan.

c-blok filminin bir erkegin elinden degil de bir insanin elinden cikmis olabilecegini dusunmem, iyi kotarilamadan cekilmis su filmde bile tanimadigim hallerimi kesfetmem, aslinda belki su koca sehirdeki yillarimin ilk haftalarini  bizzat bu c-blokta yasamis olmamdan mi kaynaklaniyor? yoksa filme gordugum tum erkeklerin erkek, kadinlarin kadin, ve sonucta ne bir fazla, ne bir eksik, insan gibi gorunmelerinden mi kaynaklaniyor? ikisi de zayif, ikisi de guclu... ikisi de istemeye istemeye kendini kisitliyor. baski sonucu, baskilarin sonucu, biri oburune, oburu birine, kendini kanitlamak icin guc kullaniyor. birbirlerini karsilikli istismar ediyor. ya da bana mi oyle geliyor?

gecmislerime saygiyla,
otto

Hiç yorum yok: